Kültür

Son yılların feminist bir hayalgücüne yaslanan en iyi dizileri

Salgın döneminin en önemli mottosu #evdekal, malum. Bu tedbiri uygulamanın da bir ayrıcalık olduğunu teslim etsek bile, pek çoğumuzun öyle ya da böyle daha fazla #evdekal’dığını söyleyebiliriz. Bunun en bilindik yansımalarından biri tecrit hissi oldu ve kitap-film-dizi üçgeni bu hissi bir nebze dağıtmaya yardım etti. Bu iklimde izleyecek bir şeyler bulmakta zorlananlar için son yılların en iyi dizilerinden bir seçki sunuyoruz. Bu listenin bir özelliği daha var: Feminist bir hayalgücüne yaslanan hikayeleriyle şov dünyasının basmakalıp cinsiyet kalıplarına meydan okuyorlar. Bu yüzden feminist bir bucket list ‘in vazgeçilmezlerinden.

GENTLEMAN JACK

Bizi 19. yüzyılın İngiltere’sine götüren tarihi bir drama. Gerçek bir hikayeye dayanan olay örgüsü Anne Lister’ın günlüklerinden ilhamla oluşturulmuş. Toprak sahibi olan Lister’ın bir yandan erkek mevkidaşlarıyla mücadelelerini, bir yandan da bir dyke olarak cinsel yönelimini kabul ettirme mücadelesini izliyoruz. İngiliz dizilerinin mizah anlayışını sevenler mutlaka izlemeli.

THE GREAT

Tiyatro uyarlaması olan bir başka İngiliz yapımı. Yine İngiliz mizahının farklılaştırdığı bir dizi. Olivia Colman’a Oscar kazandıran The Favourite’in senaristi, yine senarist olarak işbaşında. Yine bir hanedanlık hikayesi ama bu kez adresimiz Rus İmparatorluğu. Lise tarih kitaplarından tanıdığımız Petro ve Katarina’yı bir de McNamara’nın kaleminden izlemelisiniz, pişman olmayacaksınız.

UNORTHODOX

Brooklyn’de (New York) yaşayan 19 yaşındaki Yahudi bir kadının, hayatını çölleştiren ultra-ortodoks cemaatinden kaçma hikayesini anlatan bu dizi soykırım, annelik, dindarlık ve bireyselliğin ekseninde bir drama. Diziyi özellikle New York’taki Hasidik (ultra-ortodoks) Yahudi cemaatinin karikatürize bir temsilini sunduğu gerekçesiyle eleştirenler olsa da, dizinin kurduğu dramatik yapının gücünü teslim etmeliyiz.

CALIPHATE

21. yüzyılda ortodoks dindarlık temasını işleyen bir başka yapım, bir İsveç dizisi. İsveç’te İslamcı radikalizm temasını işleyen yapım yine gerçek bir hikayeye dayanıyor. Batının liberal toplumlarının gençlerinin nasıl IŞİD vahşetine sempati besleyerek destekçisi haline geldiğini anlatmasıyla belgesel bir karaktere de sahip olduğunu söyleyebiliriz.

EUPHORIA

Amerikan yapımı bir gençlik dizisi. Aslında bir İsrail dizisinin uyarlaması aynı zamanda. Ünlü bir müzisyen olan Zendaya’nın başrolünü oynadığı dizi bir HBO yapımı olarak benzerlerinden sıyrılıyor. Cinsellik, uyuşturucu, dostluk, queer kimlikler ve travmaların işlendiği hikayeleriyle izleyiciyi kolayca içine çeken yapımlardan. Dizinin EMMY Ödülleri yağmuruna tutulduğunu da ekleyelim.

THE HANDMAID’S TALE

Margaret Attwood’un romanından uyarlanan ama 2. sezonundan itibaren romandan bağımsızlaşan hikayesiyle televizyon tarihinin en iyilerinden olduğu kabul ediliyor. Hulu platformunun video streaming sektörüne giriş yaptığı iş aynı zamanda. Bu diziyi izlemeyeni dövüyorlar(!). Hala izlemediyseniz.

ALIAS GRACE

Margaret Attwood’un bir başka romanından uyarlanan tarihi drama. 19. yüzyılda psikiyatri, hapishaneler gibi modern kurumların kadınları nasıl tahakküm altına aldığını anlatan etkileyici bir hikayesi var. The Handmaid’s Tale’in gölgesinde kalmış olsa da, Margaret Attwood severlerin radarından kaçmayacak cinsten başarılı bir yapım.

POSE

Amerika’da siyahi ve Latin LGBTQ camiasının ballroom (balo) kültürüne odaklanan hikayesiyle sıyrılan bir Netflix yapımı. Light-hearted bir dizi olsa da, oldukça eğlenceli ve #evdekal rehavetine birebir coşku pompalıyor. Paris is Burning belgeseli ve Judith Butler’ın Bela Bedenler (Bodies that Matter) kitabına aşina olanların hiç yabancılık çekmeyeceği, bu kültürü tanımayanların da keyifle takip edeceği bir kültürü anlatıyor. 1980’lerin AIDS pandemisi hikayenin arkaplanı. Bu açıdan bugünkü tecrübelerimizle bazı paralellikler kurabiliriz. Ama iç karartıcı bir pandamı atmosferini coşkulu bir televizyon şovuna transfer edebilmesi bakımından da iyi bir yapım.

FLEABAG

HBO-BBC ortam yapımı olan bu dizi, bir tiyatro oyunundan uyarlanan bir başka İngiliz mizahı. İzleyiciyle doğrudan diyalog kuran baş karakterinin zaman zaman sinir bozuculuğa varan tavrı günlük yaşamın sıradan temalarını feminist bir gözle yeniden işliyor. Tam da bu sayede, sıradan hikayelerden feminist bir manifesto çıkartacak denli güçlü bir hikaye anlatımına sahip.

BIG LITTLE LIES

Liane Moriarty’nin romanından uyarlanan bu mini dizi, yine bir HBO yapımı. Dolayısıyla, televizyonda kaliteli bir içerik izleyeceğinizden emin olabilirsiniz. Nicole Kidman, Reese Witherspoon, Alexander Skarsgard ve Meryl Streep gibi yıldızlarla karşılaşmak da cabası. Fiziksel şiddet, tecavüz, boşanma, aile ilişkileri etrafında örülen hikayesiyle feminist bir hayalgücüne dayalı güçlü bir drama.

I MAY DESTROY YOU

HBO-BBC ortak yapımı, indie bir atmosfere sahip kaliteli içeriklerden bir diğeri. Adresimiz bu kez Londra’da yaşayan siyahi göçmen camia. Yaratıcılık, cinsel istismar, göçmenlik gibi temalar etrafında çok farklı bir feminist hikaye. 2020’nin en iyi yapımlarından biri.

One thought on “Son yılların feminist bir hayalgücüne yaslanan en iyi dizileri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir